Aydos Dağı Faaliyeti Raporu – 17/18 Aralık 2016

İçerik reklamları sadece üye olmayanlara gösterilmektedir. Reklam görmek istemiyorsanız lütfen üye olun yada üye girişi yapın.

Aydos Dağı Faaaliyet Raporu

Düzenleyenler:
Faaliyet Lideri: Burak SARAL
Başlangıç Tarihi: 16 Mart 2018 20:55
Bitiş Tarihi: 18 Mart 2018 21:30
Zemin Durumu: Toz ve bol kar, kayalık, zaman zaman buzul
Kullanılan Teknik Ekipmanlar: Baton, kask, kazma, krampon, emniyet kemeri, karabina ve ip.

Katılımcılar Zirve (Kırmızı) Yapanlar Listesi:

  1. Burak SARAL
  2. Bumin NAYIR
  3. Nisan FAZLIOĞLU
  4. Ergin ÇALIŞ
  5. Özlem BALAŞOĞLU
  6. Deren DURAK
  7. Doğukan ŞAHİN
  8. Alper BULUT
Toplam Zirve Faaliyeti Süresi: 10 saat 55 dakika
Toplam Kat Edilen Yol: 11,4km
Toplam Yükseliş: 1620m
Toplam İniş: 1620m
Zemin Durumu:
En Düşük Sıcaklık: -5°
En Yüksek Sıcaklık:
Rüzgar hızı: 30km/s
Wind Chill etkisi ile hissedilen sıcaklık: -9°
Hava durumu özeti: 1. Gün güneşli – 2. Gün Rüzgarlı ve parçalı bulutlu ardından tipi ve fırtına

Faaliyetin Güncesi

1. Gün

16 MART 2018

Saat 21:25 Uçağın kalkmasına yarım saat kala Özlemle birlikte Bumin abinin arabasını otoparka bırakmak için havalimanından 4km uzakta sekiz-on araçlık bir otopark kuyruğunda sıranın bize gelmesini bekliyoruz. Bir sonraki otopark kapı açılışının on beş dakika sonra olduğunu öğrenince yapılacak tek hamlelik şansımız kalmıştı yada kendimizi Pegasusun inisiyatifine bırakacaktık.

Faaliyet hepimiz için havalimanına doğru hareket ettiğimizde başlamıştı.

Saat 20:55 Havalimanına giriş yapıp Özlemin benim için ayırdığı sıra sayesinde bir kaç kişinin önüne geçerek çantamdan kurtuldum. Sekiz kişilik ekibin altısı havalimanına giriş yapmış, Bumin abi ve Ergin henüz yolda, yetişmeleri ucu ucuna… Plan Ergin ve çantaları kapıda indirip Bumin abinin aracını otoparka bıraktıktan sonra uçağa yetişmesi. Burada bizim görevimiz çantalar için Ergine yardım etmek. Özlemin uyarısıyla işin o kadar da basit olmadığını anlıyoruz. Bumin abi olmadan onun çantasını içeriye vermemiz mümkün değilmiş. Özlem, Bumin abinin arabasını alıp park etmeyi ve o sırada onların çantalarını içeri verip işlemlerini sonlandırmasını öneriyor.

Mantık ve fedakarlık bir arada. Henüz dağa çıkmadan bu denli bir yardımlaşma aranılan ekip ruhunun en güzel göstergesi.

Bolca koşturmaca, trafikte bir kaç ufak tefek kural ihlali ve ambulans edasıyla dalınan x-ray sıraları. Bir şekilde herkes uçağa yetişti ve yolculuk başladı yada kaldığı yerden devam etti.

Saat 23:30 Uçaktan inip çantalarımızı kiralanan minibüse yüklüyoruz. Sekiş kişi olduğumuz için ufak bir minibüs yeterli oluyor. Yolda yenen acılı ezogelin çorba, minibüste “uyudum mu yoksa uyumadım mı bilmiyorum” repliğinin sıkça yaşandığı uyuklamamalar sonrasında…

2. Gün

17 MART 2018

Saat 03:30 Çakıllar köyündeyiz..

Burada bizi muhtar karşılıyor. Etraf sakin, hava güzel, muhtemelen muhtar ve biz hariç bütün köy uyuyor. Yakın zamanda yağan kar dolayısıyla traktör yolculuğunu sabaha bıraktık. Sabaha kadar biraz uyuyup dinlenebilmemiz için köyün muhtarı bize köy camisinin lojmanını ayarlamış.

Ufak bir odasında iki çekyat bir televizyon ve arka odada bulunan elektrikli ısıtıcıyla keyfimiz yerinde. Muhtara ne kadar teşekkür etsek az.

Özlemin meşhur kurabiyeleri yanında termosta getirilmiş sıcak çay… 

Biraz sohbet sonra uyku vakti. Çekyatlar çekildi bir kısmımız koltuklara geri kalanımız uyku tulumlarına girip kalan boşluklara serildi. Saatlerdir yolda olmamıza rağmen ardı ardına gelen esprilere gülmekten kimse uyumuyor ve bu durumdan da gram şikayetçi olunmuyor. Gülmekten yorulup sızmış olmalıyız.

Saat 07:30 “Günaydın” Burak hocanın klasikleşen “günaydın” demesiyle uyandık. Hazırlanıp kapının önüne gelen Tilkici dayının traktörüyle dağ evine doğru yola çıkacağız. Traktörcü dayı tilki avcısıymış bu sebepten köylü ona “tilki” yada “tilkici” (orayı tam anlayamadım) lakabını takmış. Hakkıyla kazanılmış bir lakap varsa isim atıl kalıyor.

Güzel havada müthiş bir manzaraya karşı sarsıntılı bir o kadar da keyifli yolculuğun tek derdi dağ evine ne kadar mesafede ineriz. 45 dakikalık yolculuk sonrası 1.810 metre yükseklikte kar yüzünden daha fazla ilerleyemeyen traktörden iniyoruz. Yürüyüş için hazırlandıktan sonra çantaları sırtlayıp yola koyuluyoruz. Dağ evinin neye benzediğine dair hiçbir fikrimiz yok. Tek bildiğimiz yeni yapıldığı ve çatısının sağlam olduğu. Birde kapısının kilitli değilde sürgülü oluşunu öğrenince içerde bizi bekleyen bir sürpriz olma ihtimali var. Yürüyüşümüzde önce bizi Medetsiz zirve selamladı. İki hafta sonra oradayız deyip yolumuza devam ettik. 3.4km yol yürüdükten sonra 2.169m yükseklikteki dağ evine varmamız 1 saat 15 dakika sürdü.

Saat 10:15 Dağ evi en fazla on kişinin kalabileceği büyüklükte çift camlı, içi temiz ve tam olarak arzuladığımız şekilde bizi karşıladı. Evin durumu kadar kapısının önündeki 8 kişilik masa da güzel havanın tadını çıkarmak için önemli bir detay. Birde evin hemen alt tarafında çeşmemiz var.

Çantalar indirilir ve sabah kahvaltısı için ne var yok masaya dizilir. Peynirli ve sucuklu iki çeşit yumurta, üç çeşit peynir iki çeşit zeytin, salam, ekmek, lavaş ve çaydanlıkta demlenen çay. Daha ne olabilir. Masanın halini dışarıdan gören birisi bizi piknik yapmaya geldi sanır. Pazar kahvaltısı tadındaki kahvaltımızı bitirdikten sonra artık biraz çalışma vakti.

Saat 11:45 Kazmaları buzla bileyleyelim. Dağ evinin biraz yukarısına çıkıyoruz. Burada düşme kalkma eğitimi yapacağız. Zemin uygun, bir iki kayıştan sonra aqua park kaydıraklarını aratmayan bir pistimiz oluyor. Sırayla yukarıdan aşağıya kayıyoruz ve hızımızın artık yeter dedirttiği yerde kazmayla kendimizi durduruyoruz. Alt tarafta Burak hoca ve boşluk bulan arkadaşlarımız ağır çekim videolar çekiyor. Pozisyon tekrarını izler gibi ağır çekim videolara bakıp kendi hatalarımızı görüyor ve bir sonraki turda tekniğimizi biraz daha geliştiriyoruz. Derenin inanılmaz taklalarıyla eğlenip farklı açılardan onun kayışlarını kayıda alıyoruz. Eğitimin sonlarına gelirken Deren nizami durmaya, kaymaktan keyif almayan ve her fırsatta kaytarmaya çalışan Nisan bizim kadar çok kendini pistin buzuluna bırakmaya başlıyor. Biraz canlı yayın biraz ağır çekim tekrar tekrar yukarı çıkıp aşağı kaymalar eğitim bitiyor. Teknik ceketimin iplerini sıkmama rağmen içime doluşan karlar yüzünden ıslanan içliğim vücut ısımla baş edemez düşüncesiyle dağ evine dönüyorum.

Saat 15:00 Alper abinin getirdiği filtre kahve paketiyle yaptığımız kahveyi içerken eğitim görüntülerini izleyip biraz makara yaptıktan sonra boşluktan faydalananlar 4G çekim gücüne kendini kaptırıyor. Bende dağ evi civarında yaptığım birkaç görüntülü konuşma sonrası tekrar ekibe katılıyorum. Zirve yürüyüşü için dörderli olarak iki farklı ip hazırladık. Alpin kelebek, sekizli, camada derken unuttuğumuz düğümleri hatırlıyoruz. Biraz eğitim biraz sohbet akşam yemeğini hak ettik.

Saat 16:20 Tüpler tencereler çıkartılır, makarnalar, çorbalar, tatlılar ne varsa dökülür ve ekip çalışması şeklinde akşam yemeği hazırlanır. Kahvaltıyı aratmayacak bir sofra kurduk. İki çeşit makarna biri peynirli diğeri brokolili, soslu. Özlemin ev yapımı çorbası ve yemek sonuna muzlu puding Bumin abinin getirdiği kağıt bardaklarda servis edildi. Erginin evden getirdiği yaprak sarmalarla sofra taçlandırıldı. Keyifli bir akşam yemeği sonrası zirve öncesi dinlenmek için uyku tulumlarımıza çekiliyoruz.

3. Gün

18 MART 2018

Saat 02:00 Günaydın! İstikamet zirve!    

Gece iki defa uyandım, saate bakmadım birinde uykumu almış ve zindeydim, ikincisinde bel kısmımda bir soğukluk vardı. Evin içi yeterince sıcaktı, üşümemiştim. Üçüncü ve zirve için uyanışım diğerlerinden daha zor oldu. Bıraksalar uyurum. Ekip olarak hazırlanmaya başladık. Pantolon, kemer, mont, bot derken arada ayak üstü kahvaltı ve saat 3:00 da kapının önünde dörderli olarak ipe girmiş harekete hazırız. Hava en fazla -5 derece, gökyüzü açık.

Artçı olarak yola koyuldum. Daha önceki faaliyetlerde gece en arkada olmak çok can sıkıcı gelse de zamanla bu duruma alışmış olmalıyım bu sefer o kadar da önemsemedim. Hemen önümde yürüyen Erginle fırsat buldukça laflayıp ön taraftan gelen bilgilerle bir önümüzdekinin ayak izlerini takip ediyoruz. Saat 04:00 gibi rota dikleşince batondan kazmaya geçiş yaptık. İlk 1.5 saat oldukça tempolu bir şekilde tırmanıp 400m irtifa kazanıp performansımızdan memnun yola devam ediyoruz.Yükseldikçe ardımızda şehrin ışıklarının oluşturduğu manzara, ara ara verilen su molaları gündoğumuna yolcuğumuz devam ediyor.

İlk hedef sabah oluyor, karanlıktan gün doğumuna yürüyoruz.

Saat 06:20 Hava aydınlanmaya başladı, bu iyi haber artık yaklaşıyoruz demek. Enerjim bu sıralarda düşüyor. Maç eksikliğime yoruyorum bu durumu. İki hafta önceki Hasan dağı faaliyetine katılmamam ve son dört haftalık boşluğu iyi değerlendirmememden dolayı oluyor farkındayım. İp birliğimi durdurup biraz su birkaç parça bar ve o esnada otuz saniyelik boşluk kendimi daha iyi hissettiriyor.

ok geçmeden on dakika sonra sabah kahvaltısı için mola veriyoruz. Hava, kafa lambalarının kapatacak kadar aydınlandı. Yarım sandviç ve bir bardak çayla kendimi artık çok daha iyi hissediyorum. Burak hoca ipten çıkmamız ve ipi sarmamız şeklinde talimat verdi. Yolun bundan sonraki kısmını bireysel olarak kat edecektik. Bizim grubun ipini kendi vücuduma sarıp ekibin arkasından yukarıya doğru çıkışa geçtim.

Saat 06:55 Yukarı düzlüğe çıkıp birkaç fotoğraf çekildikten sonra Burak hoca ipe tekrar girmemiz gerektiğini söyledi. Bir kaç tepe daha geçip zirveyi göreceğimizi biliyorduk ama daha önceki faaliyetlerle karşılaştırdığımızda durum biraz daha farklıydı.     

Liderimiz dahil daha önce ekipteki kimse Aydos zirve yapmadığı için bilgiler; 3D harita, fotoğraflar, gps ve önceden çıkanlardan dinlenilen tecrübelerle sınırlıydı. Bu belirsizlik keşif arzusuyla birleşince faaliyeti daha öncekilerden daha keyifli bir hale getiriyordu.

Saat 07:50 Yaklaşık yarım saattir buzlu bir yan geçişte adım adım ilerliyoruz. En önde Ergin buzul tabakayı ayak uçlarıyla eşeleyerek bize iz açıyor. Kramponlar çantada ve onları giymek için rahat bir alan yok. Ya geri dönüp düzlükte krampon giyip geleceğiz yada on-on beş adım sonra yumuşak kara ulaşma ümidiyle devam edeceğiz. İkinci seçeneği kullanıyoruz. Eğer on adım sonra ulaştığımız yer yumuşak kar olmazsa mecbur geri dönüp kramponları giymemiz gerekecek yoksa çok daha fazla vakit kaybederiz. Geçişi ortaladıktan sonra Burak hoca zirvenin gözüktüğünü söylüyor. Hemen arkasından baktığımda ilerde başka bir dağ gözüküyor orası olamaz, benim göremediğim başka bir yerden bahsediyor herhalde diyerek açılan izleri takip ediyorum.

Saat 08:28 Buzlu yan geçişte yaklaşık bir saat kaybetmiş ve zirvenin o başka bir dağ olarak tanımladığım yer olduğunu öğrenmiştim. Burak hoca çok geciktiğimizi, bundan sonraki kısmı ipi burada bırakarak olabildiğince seri bir şekilde zirve için harekete geçmemizi söylüyor. Ufak bir çukur açıp ipleri içine bıraktık. Hava açık ve güneşli olmasına rağmen bu durumun değişebileceği belirtildi. O yüzden bu havayı kaçırmamamızda önemli. Ayrıca işin geri dönüş kısmı ve havayı kaçırmanın yanı sıra uçağı kaçırma gibi bir riskte var.

Artık zirve gözüküyor ve varacağımız yeri görerek yürüyoruz. Bu bölümde bizi yavaşlatan batak kar oldu. Ring sistemine dönüp en önde iz açanları sürekli değiştiriyoruz. Buzlu yan geçiş ve ardından batak kar derken zirve için iyice geciktik. Buraya kadar gelmişken geri dönmek gerçekten acı verici olur. Hele ki böyle bir havada. Bir yandan bir çok dağ felaketinin tamamen zirve hırsından kaynaklanmasına tepkilerim geliyor aklıma bir yandan içinde olduğum durum. Dağ felaketleriyle bizim olduğumuz durumun şiddeti çok farklı tabi ki de ama benzedikleri nokta “zirveye bu kadar yaklaşmışken geri dönmek olmaz” düşüncesi. Biraz daha uzansam yetişirim düşüncesiyle koltuğumuzdan kalkmadan televizyonun kumandasına doğru yaptığımız hamleler gibi. Sonuna kadar zorlama ve kat edilen mesafelerin ödülünü kazanma isteği.

Uçağı kaçırıp kaçırmamak umurumda değil. Hatta geri dönüşte fırtınaya bile yakalansak o anda tek istediğim zirveye ulaşmaktı. Düşünceler ne kadar çabuk değişebiliyor.

 Asıl zor olan zirveye ulaşmak değil ona parmaklarının ucuyla dokunurken gerektiğinde geri dönme iradesini gösterebilmekmiş. Bu durum bizim için tehlikeli bir durum olmasa da gerçekten tehlike arz eden bir zamanda zirveye çıkabilecekken geri döner miydim?

Saat 09:35 Zirveye dik çıkışın altındaki son düzlükte kramponları bağlamak için durduk. Bulunduğumuz açıdan zirve gözükmüyor. Kramponları giydikten sonra yatay bir şekilde zirve için tırmanışa geçiyoruz. Batak kar yok ve ayakta krampon bu kısım son bölümlere nazaran çok daha rahat geçiyor. 

Saat 10:30 Zirve! 3.430 metre yükseklikte Aydos dağı zirvesindeyiz. Dağ evinden çıktıktan sonra 7,5 saatte 6,4km yol kat edip 1.261 m civarında irtifa kazandık.

Zirve rüzgarlı. İleride bir yükselti ve bir direk daha var. Zirve orası mı yoksa bulunduğumuz yer mi sorunun cevabını gps de buluyoruz. Uzun bir yolculuk sonunda zirveye ulaştık ama yolculuğumuz henüz bitmedi. Bireysel fotoğraf çekimleri arasında manzaranın tadının çıkarıp grup olarak fotoğraf çekimlerinden sonra 18 Mart Çanakkale zaferini de unutmuyoruz. Erginin karların üzerine yazdığı 18 Mart Çanakkale yazısı önünde de fotoğraf çekilip geri dönüşe geçiyoruz.

Saat 10:55 Zirveden ayrıldık artık tek düşüncemiz biran önce dağ evine ulaşmak sonrada uçağa yetişebilmek. İnişte adım attıkça belimin sağında solunda ağrı hissediyordum. Dünkü ıslanmamdan dolayı üşütmüş olabileceğimi düşündüm. Belki form düşüklüğümden dolayı olan bir şeydi veya çantanın bel kayışını fazla sıktığım için oldu, bilmiyorum. Bu durum iniş kısmında beni biraz yavaşlattı ve zaman zaman durmama neden oldu. Bu durumu Nisanla paylaştım. Ekipte doktorun olması her zaman iyidir. Ondan birkaç bilgi aldıktan sonra devam ediyorum.

Saat 11:40 Ekip zirvenin alt kısmında biraz ilerde yemek yemek için durdu. En son ben geldim. Bir şeyler atıştırıp bir bardak çay sonrası kendimi daha iyi hissediyorum. Çantamın bel kayışını takmamaya karar verip yola o şekilde devam ettim. Ekip genel anlamda iyi gözüküyor. Yorgunluk doğal olarak herkeste var.  Molayı Derenle birlikte biraz uzattıktan sonra yola koyulduk.

Saat 11:58 İpi bıraktığımız yerdeyiz. Ergin ve Nisan ipleri sırt çantalarına koyuyorlar. Hava biraz kapandı. Rüzgar var ama soğuk yok. Geri döndüğümüz istikamette havanın biraz daha kötü olduğu belli oluyor.

Gelirken bizi oyalayan buzlu yan geçişte oldukça fazla rüzgar var. İnişin geri kalanı için hava kendini belli ediyor.

Yan geçişi atlatıp bir kademe daha aşağıya indikten sonra kramponları çıkarmak için durduk.

Saat 12:30 Rüzgar iyice arttı, Aydos elimiz boş geldik diye sinirlenmiş olmalı. Öyle olacak ki kramponlarımı koymak için çantamdan çıkardığım anda himalayan mitt eldivenimin tekini kaptığı gibi metrelerce aşağıya sürükledi. Hemde bizim gittiğimiz istikamete değil bam başka bir yere. İnip almak değil mümkün belli bir süre sonra kendisini bile göremez oldum. Çok geçmeden Aydosun benim eldivenimle yetinmediğini öğrenip Burak hocanın GPS cihazına el koyduğunu öğreniyorum. Burak hoca kramponunu çıkardığı bölgeye dönüp Nisan ve Derenle birlikte gps cihazını aramaya başladı.

Saat 12:49 Kramponları çıkardığımız alanın hemen alt kısmında sırt bölgesinden geçerken rüzgar kendini fazlasıyla hissettiriyor. En önde Ergin ve Bumin abi epey hızlı bir şekilde inmişler. Arkalarından ben sırt bölgesini geçiyorum. Sırtta bir an durup rüzgara doğru dönüp insan oğlunun en ilkel mücadelelerinden birinin ortasında olmanın hissettirdiği müthiş duyguyu yaşayıp yoluma devam ettim. Sırt bölgesi bitince arkamdan gelen Özlem ve Alper abiyi beklerken fırsatını bulmuşken biraz video çekiyorum.

Özlem rüzgardan uçmamak için Alper abinin çantasının arkasındaki perlonlardan birini tutmuş. Neyse ki alınan önlemin sağlamlığını kanıtlayacak bir durum yaşanmadı. Deren, Burak hocaların yanından ayrılıp tek başına bize doğru geliyor. Nisan ve Burak hoca hala yukarıda gps cihazını arıyorlar.

Saat 13:20 Peş peşe aşağıya doğru indik. Bumin abi ve Ergine yetişip onlarla birlikte dağ evinin göründüğü düzlüğe ulaştım. Dağ evi görünse de kayalık bölge olduğu için gördüğümüz açıdan dik inmemiz mümkün değil. Biraz etrafı inceledikten sonra yanlış bir yöne gitmemek için Burak hocayı bekledik. Ve onunda gelmesiyle birlikte Bumin abinin en baştan beri söylediği yerden aşağıya iniyoruz.

Saat 13:46 Dağ evine varıldı. Alper abi ve ben sonlara kaldık. Alper abinin ayağındaki sakatlık ve benimde inişimi yavaşlatan rahatsızlığımdan dolayı biraz geride kalmaya engel olamadık. 9 dakika sonra bizde dağ evindeyiz. Traktörcü tilki dayı evin önünde bizi bekliyor. Çantalar için traktörü römorksuz bir şekilde dağ evinin alt kısmındaki yola kadar getirmiş. Hemen hazırlanmaya başlayıp çantaları hazırladıktan sonra etraftaki çöpleri toplayıp bir iki çöp poşeti yapıp traktöre doğru harekete geçiyoruz. ( Normalde ortak çöp yapmayız ama sayı azaldığında veya yeme içme bir arada yapıldığında bunun önüne geçilemiyor, istemeden ortak çöp oluşuyor. Bu çöp traktörde yer sıkıntısı olduğunda büyük dert oluyor ve genelde traktörcü dayılar tarafından sağa sola bırakılmakla sonuçlanıyor. O yüzden ortak çöpte yapılsa küçük poşetlere bölünüp herkes kendi payını çantasına alırsa arkamızda çöp bırakmamış oluruz.)

Saat 14:30 Çantaları römorksuz traktörün arkasına bağlayan tilkici dayının yanında Özlem ve ben kaldım. Biz traktörle kalan ekip yürüyerek römorka doğru yola koyulduk. Yolda Alper abide bize katıldı. Traktör kabininde dört kişi sarsıntıdan kayan çantaları kontrol ederek bir gün önce traktörden indiğimiz yere varıyoruz. Gelirken kardan çıkamadığımız yokuşta neredeyse hiç kar kalmamış.

Saat 15:00 Römorku traktörüne bağlayan tilkici dayının talimatıyla çantaları yerleştirip kasaya yayıldık. Her dönüş yolculuğunun olmazsa olmazı “biz bu kadar yol gelmiş miydik?” sorusuyla köye inerken artık uçağa yetişmenin motorlu taşıtlara kaldığı gerçeğinin verdiği rahatlıkla traktör safarinin keyfini sürüyoruz.

Saat 14:00 Traktörden minibüse seri bir çanta aktarımı, tilkici dayıyla devalaşma ve köyden kaçarcasına bir gidiş. Bizde istemezdik bu kadar apar topar gitmeyi ama yetişmemiz gereken bir uçak var.

Saat 18:00 Kaptan pilotlarımız Burak Saral ve Ergin Çalışın müthiş gayretleriyle zamanında şehir merkezindeyiz. Ön taraftan gelen “etli ekmek kimler yiyor?” sorusunu en arkada Alper abiyle birlikte bir süre idrak edemedik. Bütün faaliyet boyunca hayalini kurduğumuz şeyi bir soru kalıbı içinde görünce bunun bir şaka olabileceğini böyle bir soru olamayacağını düşünüyorduk ki şaka değilmiş. Demem o ki finali de güzel yaptık. Karnımızı doyurup havalimanına geçtik ve zamanında, sağ salim uçağa binip İstanbul’a geri döndük.  

Faaliyetin Duygu ve Düşünceler

Başlangıcından sonuna mücadelenin, yardımlaşmanın ve eğlencenin hat safhada olduğu Aydos faaliyeti bu seneki en çok keyif aldığım zirve faaliyeti oldu.

Burak Saral, Bumin Nayir, Nisan Fazlıoğlu, Özlem Balasoğlu, Alper Bulut, Deren Durak, ve Ergin Çalış’a tek tek teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

İçerik reklamları sadece üye olmayanlara gösterilmektedir. Reklam görmek istemiyorsanız lütfen üye olun yada üye girişi yapın.
X