Dedegöl Dağı Zirve Faaliyeti Raporu – 26/27 Kasım 2016

Dedegöl Dağı Zirve Faaliyeti Raporu – 26/27 Kasım 2016

Raporu Yazan: Dinçer Köse
Düzenleyenler: Burak Saral
Faaliyet Lideri: Dinçer Köse
Başlangıç Tarihi: 26 Kasım 2016 02:20
Bitiş Tarihi: 26 Kasım 2016 14:00
Kullanılan Teknik Ekipmanlar:
Katılımcılar Zirve (Kırmızı) Yapanlar Listesi:
  1. Dinçer K.
  2. Onur N.
  3. Seren A.
  4. Kayhan T.
  5. Tolga T.
  6. Gözde Ü.
  7. Ahmet Can K.
  8. Yunus U.
  9. Simge Arda Ç.
  10. Nisan F.
  11. Ertan E.
  12. Esen E.
  13. Evren E.
  14. Ayşegül E.
  15. Bumin N.
  16. Oktay Z.
  17. Arif E.
  18. Rıdvan Y.

 

Toplam Zirve Faaliyeti Süresi: 11 saat 40 dakika
Toplam Kat Edilen Yol: 11,7km
Toplam Yükseliş: 1379m
Toplam İniş: 1389m
Zemin Durumu: Kısmen çarşaklı
En Düşük Sıcaklık: -5°
En Yüksek Sıcaklık: 15°
Rüzgar hızı: 13km/s
Wind Chill etkisi ile hissedilen sıcaklık: -10,1°
Hava durumu özeti: Tüm faaliyet boyunca açık

Faaliyetin Güncesi

1. gün - 25 Kasım 2016

25 Kasım 2016 Cuma günü, Dağ Keçileri grubu olarak 18 arkadaş Isparta-Eğirdir’de Dedegöl Dağı zirve faaliyeti gerçekleştirdik.

Grup liderimiz Burak’ın geçirmiş olduğu ameliyat sonrası henüz tam olarak dağlara dönecek durumda olmamasından dolayı, gruba Seçkin arkadaşımız liderlik edecek idi. Ancak onun da son anda dedesi rahatsızlandı ve gelemeyeceğini bildirdi. Bu durumda Burak, bu görevi benim almamı istedi.

Hava ve rota üzerindeki şartların çok ağır olmayacağını, daha önce gerçekleştirmiş olduğum zirve faaliyetleri, ultramaraton tecrübelerim ve yapım ile ilgili olarak düşünüldüğünde bu görevi üstelenebileceği mi söyledi. Beklemediğim anda gelen bu durum karşısında ilk önce çok şaşırdım. Sonra değerlendirmelerimizi yaptık. Aynı iş yerinde çalışıyor olmamızın da verdiği avantaj ile hemen neler olabileceğini, en kötü senaryoyu, programı, rotayı vb. her şeyi değerlendirdik ve anlaştık. Benim için yan gelip yatma şeklinde geçecek faaliyet, bir anda 17 arkadaşımın sorumluluğunu üstlenme şeklinde ağır bir göreve dönüştü.

Cuma gecesi grubun bir kısmı ile Sabiha Gökçen Hava limanında buluştuk. 23:50 uçağı ile Antalya’ya uçtuk.

2. gün - 26 Kasım 2016, Cumartesi

Grubun geri kalanı ile Antalya Havalimanı çıkışında bir araya geldik. Bizi Melikler Yaylasına götürecek servis aracına bindik. 01:30’da hareket ettik.

Yolda bir restoranda durarak gözleme yedik, çay içtik. Bizim gibi etçilleri çok kesmese de biraz açlığımızı bastırmış oldu. Aynı yerden sularımızı aldık, yiyeceklerimizi takviye ettik ve tekrar servise binerek yola devam ettik. Servisin kaloriferi ayarsız olduğundan içerisi bir süre sonra hamam kadar ısındı. Bir ara durup bi vanayı kapattılar ve devam ettik. Bu sefer de arka taraf soğudu. Yolda bir köyden geçerken fırın bulduk ve ekmek aldık. Tekrar kalorifer ayarı yapıp devam ettik. Melikler Yaylası sapağından girerek bir süre bozuk bir yoldan gittik ve kamp atacağımız yere saat 06:00 gibi vardık.

Ağaçlara doğru iç kısımlarda gayet düzgün ve çadır kurmak için mükemmel bir alan olduğunu gördük. Uygun bir alan seçerek hızlı bir şekilde çadırları kurduk ve girip uykuya daldık.

11:00 gibi kalktım. Gündüz gözü ile görünce kamp alanının ne kadar güzel olduğunu gördüm. Yakınında akmayan bir çeşme, etrafında çam ağaçları, karşıda ertesi gün çıkacağımız zirvesi ile Dedegöl Dağı duruyordu. Temiz havayı iyice içime doldurdum. Ertan ve Esen de uyanmışlar. Biraz etrafı dolaşmaya gittiler. Ben de rota üzerinde bir miktar ilerleyerek bizleri neler beklediğini görmek için keşfe çıktım. Kamp alanından 350 metre ileride akan bir çeşme olduğunu gördüm.

Yanında da yaylada koyunları ile konaklayan bir çoban ailesi var. Çeşme yol ayrımına gelince soldan yukarı doğru, ağaçların arasından dik çıkan bir patikadan başlıyor rota. Patika gayet temiz, taş yok, yağmurda kaygan olabilir ama hava açık. Ağaçların arasından 400 metre ilerledikten sonra düzlük bir alana geliniyor. Burası da kamp için uygun olabilir ama aşağıdaki kısım ulaşım ve çadır alanı açısından daha uygun. Biraz daha gözden uzak kalmak isteyenler burayı tercih edebilir. Burayı görünce sabah yürüyüşe başladıktan sonra burada biraz durup herkesin toparlanmasını bekleyebileceğimi düşündüm. Herkes hareket edip bu küçük tırmanıştan sonra da uykuları açılmış ve vücutları da ısınmış olacaktır. Bir kilometre daha ilerleyerek durdum ve manzaraya baktım, çok keyif vericiydi. İçimden zirvenin tamamına çıkıp inmek gelmiş da başıma gelebilecek bir aksilik durumunda bütün planlamanın bozulacağından endişelendim ve geri dönmeye karar verdim.

Kamp alanına döndüğümde gruptaki herkes uyanmıştı. Kahvaltılarımızı yapıp toplanarak Pınargözü Mağarasına gitmeye karar verdik. Yoldan 2 km uzaklıkta.

Yol üzerinde Beyçam Anıt Ağacı ile fotoğraf çekildik. 700 yaşından daha yaşlı olan bu karaçam ağacının hayatında küçük bir damla da biz olabildik. Ağacın etrafını üç kişi birleşerek kollarımız ile sarabildik. Çapı 155 cm. Biraz daha ilerledik ve Pınargözü mağarası ile akarsuyunun başlangıç noktasına ulaştık. Derenin suyu, yaz sezonunun sonu olmasından dolayı  az akıyor gibi görünse de kış sonu ve bahar aylarının başında oldukça yüksek bir debide aktığı belli oluyordu. Yanımızda getirdiğimiz kaz tüyü montlarımızı giydik, kafa lambalarımızı taktık ve mağaraya girdik. Ancak içerideki suyun derinliğinden dolayı ancak 20 metre kadar ilerleye bildik. İçerisi oldukça soğuk. Dışarı çıkıp kayaların üzerindeki yarıktan bakınca da çok güzel bir görüntü vermekte olan mağarada fotoğraflarımızı çekilip biraz dinlendikten sonra tekrar geri dönerek kamp alanına yürüdük.

Kamp yakınındaki çeşmede elimizi yıkarken güneşlenmekte olan Çoban Mehmet abi, elindeki çayı kaldırarak uzaktan selam verdi. Gözlerim elindeki çaya kilitlendi ve hemen soluğu yanında aldım. Nassın, iyimin derken, önceden hazırlıklı olan Mehmet abi sandalyeleri dizdi. Hep beraber oturduk, çay içtik, sohbet ettik. Dağın başında konular pek değişmiyor. Neden çıkıyoruz, derdimiz ne, arama kurtarma faaliyetlerindeki anıları derken epey oturuyoruz. Hep birlikte hatıra fotoğrafımızı çekildik ve kampa geri döndük.

Bu arada Dedegöl mü Dedegül mü konusuna da Mehmet abi bir açıklama getirdi. Bu bölgede birkaç göl olduğunu, bu göllerinde özel güçlere sahip dedeler tarafından tılsımlı olduğunu, insanların buraya gelerek dertlerinden kurtulduğunu, o yüzden de isminin Dedegöl olduğunu söyledi. Artık aklımızda soru işareti kalmadı.

Kampa gelince arkadaşlarıma faaliyeti nasıl gerçekleştireceğimiz, ne zaman başlayıp nelere dikkat etmemiz gerektiği gibi konularda brifing verdim. Grubu dağıtmadan yavaş gideceğimizi, amacımızın zirveye ulaşmak olduğunu, geç de olsa kazasız çıkıp inmeye çalışacağımızı, rotanın tamamının tırmanma şeklinde geçtiğini söyledim. Aslında hepsinin iyi bildiği konularda hatırlatmalar yaptım. Yükseldikçe birim miktardaki oksijen atomlarının miktarının azalacağından daha fazla nefes alıp vermeye başlayabileceğimizi, nefes nefese kalmamaya dikkat etmelerini, terlememelerini, adımlarını inerken de çıkarken de çok uzun açmamalarını, batonlarını kullanmalarını, su içmeyi unutmamalarını, bir miktar çıktıktan sonra kanlarındaki şeker miktarının düşebileceğini, bunun da ilk önce morallerinin bozulup kendilerini kötü hissetmelerine yol açabileceğini, kendilerini kötü hissettiklerinde bir parça tatlı bir şeyler yemelerini tavsiye ettim. Plana göre 02:00’de hareket edeceğimizden 19:00-20:00 gibi uyumaya çalışmalarında fayda olacağını, çantalarını yatmadan önce hazırlamalarını, 20:00’den sonra kampta ses yapmamaları gerektiğini hatırlattım.

Biraz daha etrafta oyalanıp gün ışığı tamamen kaybolmadan çadır arkadaşım Yunus ile beraber akşam yemeğimizi hazırlamaya başladık. Bu faaliyette Yunus sağ olsun yemek işini üstlendi. Makarnamızı ve yanındaki takviye yiyeceklerimizi yedik. Çayımızı içtik. Gece kaynatıp termosa doldurmak için çeşmeden bir miktar su getirdim. Çadırlara girip yattık.

Gece 23:30 civarı tuvalete kalktım. Ben kalkınca yakınlardaki bir köpek havlayarak kendisinin de etrafımızda olduğunu ve bizi koruduğunu gösterdi. Simge, gece bu köpeğin gelip çadır dışından dürterek rahat uyuyup uyumadığını kontrol ettiğini söyledi. Bir ara hava epey soğudu. Onur ve Seren’in söylemesine göre -5’e kadar düşmüş.

3. gün - 27 Kasım 2016, Pazar

01:00’de kamp yavaş yavaş uyandı. Su ısıtıp kahvaltımızı yaptık. Yunus bu arada zeytin yerken dişini kırdı. Bu halde zirveye de gayet sağlam bir şekilde çıkıp indi. Geçirdiği rahatsızlıktan sonra eski günlerine dönmüş. Hazırlıklarımı tamamlayıp çadırdan çıktım. Gece uyuyamayan, kendini kötü hisseden, gitmek istemeyen, eksik malzemesi olan var mı diye kontrol ettim. 02:00 hareket denmesine rağmen soğuğun da etkisi ile biraz yavaş hareket edildi. 02:20’de çoğunluk hazır bir şekilde beklemeye başlayınca yürüyüşe de başlattım. Grubun çoğunluğu hava soğuk olduğundan kaz tüylerini hemen çıkartmak istemedi. Ben de ileride küçük bir tırmanış sonrası ulaşacağımız düzlükte durarak çıkartabileceğimizi belirttim. Çeşmeye kadar olan 350 metre ilerleyip durduk ve çadırdan geç çıkan arkadaşların yetişmesini bekledik. Herkes tamamlanınca eksiksiz tam kadro yürüyüşe başladık. Biraz ilerleyip ağaçlı bölgeden 400 metrelik ilerideki düzlüğe doğru tırmanmaya başladık. Düzlüğe 30 metre kala grupta terleyenler olduğu belirtilince kaz tüylerinin çıkartılması için durduk. Aslında kaz tüylerini giymeden başlanılsa zaten kısa sürede ısınıyor insan ama bu alışkanlığı edinmek için biraz daha  deneyim yaşamak gerekiyor. Zamanla grubun tamamı bu alışkanlığı edinecektir.

Bu noktadan sonra kesintisiz tırmanışımıza başladık. Nabzımı ve grubun arkasını kontrol ederek çok düşük bir hızda ilerlemeye çalıştım. Bu bölüme herkes çabuk adapte oldu. Gecenin ve dağın da büyüsü ile konsantre bir şekilde yükseldik. 45 dakika ilerledikten sonra gruba su içmesini hatırlattım. Biraz nefeslendik. Tekrar ilerledik. Bir buçuk saat ilerledikten sonra iki arkadaşımızın epey geride kaldığını gördüm. Seren ile Onur da onlara artçı olarak eşlik ediyor yalnız bırakmıyordu. Onları öne aldım. Tatlı birşeyler yemelerini söyleyerek biraz kek verdim. Daha iyi hissettiler ve önden yürümeye başladılar. Bu noktaya kadar tek bir iz üzerinden giden rota, buradan itibaren izlerin olmadığı, kayalardan geçilen ve babaların takip edildiği türden bir rota haline geçti. Ben de arkalarında olunca yönlendiremedim ve rotadan 50 metre kadar saptık. Grubu durdurdum, geri dönüp doğru hattı buldum ve grubu tekrar kayıtlı rotadan ilerletmeye başladım. Onur, düz gitsek de ileriden bir bağlantı olacağını söyledi. Ancak karanlıkta 18 kişi ile risk almadan ilerlemek amacıyla emin olduğumuz güzergahtan gitmeye karar verdik.

Üç saat kırık dakikada 4.8 km ve 2770 metrelere geldik. Artık rüzgar soğuğu iyice hissettirmeye başlamıştı. Grubun arkasında kalanlar vardı. Başlarında Seren ve Onur olduğundan içim rahattı ama sığınacak korumalı bir yer bulup durup beklememiz gerekiyordu. Biraz sağa sola doğru giderek uygun bir kayalık bölge aradım. Sonunda 8-9 kişinin sığınabileceği bir yer buldum. Herkes bir yer bulup yerleşti ama yine de çok üşüyorlardı. 200 metre geriye doğru arkadaki arkadaşlarımın yanlarına gittim. Ciddi bir sorun görünmüyordu. İleride kayalıklara sığınabileceğimizi söyledim. İlerlerdik ve grup birleşti. Bir süre dinlendikten sonra tekrar harekete geçtik. İlk geldiğimiz an ile tekrar zirveye doğru ilerlediğimiz an arasında kırık dakika geçmiş. Bu süre uzun gibi görünse de grubun geri kalanının yetişmesi ve dinlenmeleri için gerekliydi. Bastırmaya devam etseydik  zirveye güneş doğmadan varacaktık ve orada bekleyecektik. Artık zirveye az kalmıştı. Bundan sonra zirveye kadar olan mesafe kısa ama dik idi. Tempomuz iyi olduğu için güneş doğmadan oraya varabileceğimizi düşündük. Ama orada beklemek yerine biraz daha yavaş çıkmanın daha uygun olur dedik. Ufak ufak ilerledik.

Geri kalan yaklaşık 1 km mesafe ve 220 metrelik tırmanışı sabit ve düşük bir tempo ile 55 dakikada aldık. Saat 07:40 idi. Güneş ise 07:45’te doğuyordu. Zamanlama gayet iyi oldu. Zirvedeki kayalar arkadan gelen rüzgarı kesiyordu. Kayaların dizilişi sanki bir anfi tiyatro gibiydi. Oturduğunuz zaman da sahnede güneşin doğuşu vardı. Gelen arkadaşları videoya kaydettim. Hepsi oldukça yorgun görünse de zirveye ulaşmanın verdiği mutluluk ile kendilerine geliyorlardı. En sevdiğim an güneşin doğuşunu gördüğüm andır. Burada izledikten sonra arkadaki grubu beklemeye başladım. Ancak gelen kimse görünmüyordu. Geriye doğru 50 metre kadar yürüyünce arkadaşların oturmakta olduğunu gördüm. Yorulmuş ve karınları acıkmış idi. Kalkmalarını, zirvenin sadece 50 metre ilerde olduğunu, kayaların da rüzgardan koruduğunu, gidip hep beraber güneşin doğuşunu izleyebileceğimizi söyledim. Son bir gayret ile onlar da hareketlenip ilerlediler ve zirveye ulaştılar. Bazıları yeterince beslenmediğinden enerjisi tükenmiş idi. Çikolatamı vererek toparlanmalarına yardımcı olmaya çalıştım.

Grup artık tamamen zirveye yayılmış, bir taraftan güneşin doğuşunu, manzarayı, Eğirdir Gölünü seyrediyor bir taraftan da karınlarını doyurup su içiyorlardı.

Fotoğraflar, artistik pozlar, videolar derken zirvede 1 saat 20 dakika durmuşuz. Zirve defterini doldurup Dağ Keçileri grubu olarak imzalarımızı attık. Bu zirveyi rahatsızlığından dolayı aramızda olamayan grup lideri Burak SARAL’a armağan ettik. Bayraklarımız ile de pozlarımızı verdikten sonra inişe geçtik.

İniş oldukça yavaş oldu. Genelde başladığı işi hızlıca yapıp bitirmeye çalışan biri olarak her ne kadar yavaş olmaya çalıştıysam da grup oldukça bölündü. Aralar çok açıldı. Öndeki gruba beklemelerine gerek olmadığını, devam edebileceklerini söyledim. Ben de ortalarda kalmaya çalışarak hem öndeki grubu hem de arkadaki grubu kontrol etmeye çalıştım. Zirveye yakın olan bölüm çarşaklı ve buzlu olduğundan, alışkın olmayanlar için inişte epeyce zorlayıcıydı. Bu kısmı arkadaşlar çok dikkatli ve yavaş geçti. Artık gün ışıkları iyice içimizi ısıtmaya başlamıştı. Herkes her fırsatta durup, uzanıp, güneşlenerek, etrafı seyrederek anı yaşamaya, dağın tadını çıkartmaya çalıştı.

Toplam iniş süremiz son grubun kamp alanına varması ile birlikte 10 saat 45 dakika sürdü. 5 saat 15 dakikada çıkmışız. 1 saat 20 dakika zirvede durmuşuz. 4 saat 10 dakikada inmişiz. Aslında iniş daha kısa sürebilirdi.

Çadır alanına vardık ve kampı toplayarak servise bindik. Yol üzerinde yiyecek bir yerlere gitmeyi düşündük ama bunun için ya 2 saat mesafedeki Isparta’ya girecektik ya da 4 saat mesafedeki Antalya’ya gidecektik. Antalyayı seçtik. İrem ve Serhat mesaj atarak Kaleiçinde olduklarını bildirdiğinden oraya gittik. Kayış gibi eti olan turistik bir restoranda karnımızı doyurduk ve tekrar servise binerek hava alanına saat 21:00’da vardık.

Uçaklarımız 23:25 idi. Ancak 4 şanslı arkadaşımız bir önceki uçağa biletlerini kaydırmayı başardı. Bizim uçağımız ise önce 30 dakika rötar yaptı. Sonra bir miktar daha gecikti. Sabiha Gökçen’e inerken fazladan bir iki tur attı. En sonunda indik. Çantalarımızı alıp evlere dağıldık. Kazasız, sorunsuz ve başarı ile faaliyeti tamamladığımız için hepimiz çok mutlu olduk. Darısı gelecek faaliyetlerin başına :)

Faaliyet Hakkında Duygu ve Düşünceler

Bir cevap yazın

şubat 2020

202022şub(şub 22)00:0023(şub 23)00:00Aydos Dağı Zirve 3430m Faaliyeti

X
X